Search
  • Yağız Alp Tekin

Pipisiz Oğlancık

Konuşmamıza başlamadan önce size söylemek istediğim bir şey var yalnız…

Benim pipim yok!

Cümlenin bitmesiyle yayılan şok dalgası Maria’nın gözlerini faltaşı gibi açmıştı.

Önce espri olma ihtimalinin de üzerinde durarak

-Ne? dedi.

Benim pipim yok diye tekrarladı kara oğlan. Genlerimle ilgili bir kaza, hiç pipim olmadı.

Maria hiç beklemeden sordu:

-Erkek olduğunu nasıl anlamışlar sizinkiler peki?

-Bilek kalınlığım ve yüz simetrimden. Ailemin zor bir seçim yapması gerekiyordu. Ya çirkin bir kız büyüteceklerdi ya da erkeksi bir oğlancık. E tabi her gün herkese pipimi göstermediğimden de hayatımı böyle idare ettirmek beni pek etkilemiyor. Ama bazen…

Hayrola?

Bazen etkilendiğim insanlarla karşılaşıyorum. Pipisizlik sorun oluyor. Hayatına dair en büyük detayı anlatmadıktan sonra nasıl samimileşebilirsin ki? Galiba en küçük demeliyim.

Rüzgar gücünü arttırmıştı, kanal başında oturmuşlar, son bir saattir kendilerini birbirlerine çeken ilginç güce karşı durmaya çalışıyorlardı. Arada sırada küçük bir kürekli geçiyordu nerhirden. Kısa bir hareket oluyor sonra tekrardan duruluyordu ortalık. Saat ilerlemiş, kaldırımlar gün boyunca aldıkları enerjiyi yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştı.

Kara oğlanın beklenmedik çıkışı her şeyi mahvetmişti. Aralarındaki ilginç güç amacını kaybetmiş, rüzgar durulmuş ve kanaldan sıklıkla geçen kürekliler o bölgeye uğramaz olmuştu.

Bu şehir ilginç bir yapıya sahiptir. Kanal  kenti çevreler ve içinden akan bulanık su gecenin bu saatinde ilham arayanları kendine çekerdi. Kanal çevresinden uzaklaştıkça tamamen farklı bir dünya başlardı. Arabalar, gri binalar ve koşuşturma. Şehrin bu ikilemini ayakta tutma görevi de kanal yolundan yukarıya çıkan taş merdivenlere kalıyordu. Merdivenin başındaysa kendini karanlığa saklamış kapüşonlular içinde bir adam vardı. Stratejik konumu hikayemizin odaklandığı çiftin konuşmalarını duymasını sağlıyordu…

…Artık hikayenin bir parçası olmanın verdiği sorumlulukla muhabbeti pür dikkat dinlemeye başlamıştı.

Neydi bu çocuğun derdi?

Yalan mı söylüyordu?

Dedikleri doğruysa çok kötü bir zamanlama seçmişti. Tam da yakınlaşmaya başlamışlardı halbuki. Yarı entelektüel konuşmaları edebiyat konusunda benzer tercihler, müzik konusundaysa etkileyici derecede uyuşmalar yakalamalarını sağlamıştı. Özellikle kanal kenarı konuşmalarına en iyi uyacak besteciyi düşünürken ikisinin de aynı anda Eric Satie demeleri görülmeye değer bir andı. Kapüşonlu adam özel bir ana tanık olduğunu o an anlamıştı. İki yabancının yakınlaşmaları!

Her harekette öylesine fazla gizli mesaj, gizlenmiş motivasyon vardı ki. Örneğin kara oğlan arada sırada belinin ağrımasıyla ellerini bacaklarına kilitleyip geriye sarkıyordu. Bu harekete başlamadan önce her defasında Maria’ya doğru hafifçe yaklaşıyordu. İlk oturdukları anla kıyaslayınca aslında epeyce yakınlaşmışlardı. Büyük hareketler yapmaya imkan buldukları anlarda birbirlerine küçük dokunuşlarda dahi bulunabiliyorlardı.

Kara oğlan pipisizliğini açıkladıktan sonra çiftin ayakları tekrardan manzaraya dönmüştü.

– Hayatına dair en büyük detayı anlatmadıktan sonra nasıl samimileşebilirsin ki? Galiba en küçük demeliyim.

Maria ne diyeceğini bilememişti.

Kapşonlu adamsa daha önceki cümleyi daha önemli bulmuştu. Sadece etkilendiği kişilerle bu sırrını paylaştığını açık etmişi. Acaba Maria bunu atlamış mıydı?

Anlamış mıydı?

Görmezden mi gelmişti?

Bilmenin yolu yoktu

Sabahı tanıştıkları günün akşamı

Tanışmadan önceki gibi geçti,

gitti

48 views

​© 2023 by STREET LIFE. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean
  • Twitter Clean
  • Flickr Clean