Search
  • Yağız Alp Tekin

II Conformista/Bertolucci- Film Değerlendirmesi



Bertolucci’nin 1970 İtalya-Fransa-Batı Almanya ortak yapımı filmi fikirsel ve estetik bir şölen sunuyor. Karmaşık bir olay örgüsüne sahip olan bu film zamanla bütünsel bir anlam kazanıyor. Filmin içine girdikçe alakasız duran sahnelerin aslında Berolucci’nin altını çizmek istediği belli başlı temaları desteklediğini anlıyoruz. Filmde bir gerçekcilik kaygısı yok; aksine abartılı mekanlar ve sembolik anlatım filmin fikirsel derinliğine hizmet ediyor.


Marcello

Il Conformista bir Faşist parti üyesinin psikolojisinin derinliklerine inerek Mussolini dönemine ışık tutuyor. Bertolucci burada ilginç bir metod izliyor; politik mesajını teorik fikirler ve politik idealler üzerinden vermek yerine karakterlerimizin seçimlerinin arkasında korku, aşk, otoriteye teslimiyet gibi insani duygularını görüyoruz. Ana karakterimiz, Marcello’nun ailesini, kadınlarla ilişkisini, ve çocukluk travmalarını anladıkça aslında faşist partiyi de tanımış oluyoruz.


Bu noktada Bertolucci esin kaynağı Goddard'dan ayrılıyor. Goddard sosyalist bir bakış açısıyla politika ve kültürün birey üzerindeki etkisini irdelerken, Bertollucci liberal bir adım atarak bireyi sinemasının temeline yerleştiriyor. Böylece, Goddard'ın aksine faşizm olgusunu bir lider tarafından başlatılmış bir toplumsal histeri olarak görmek yerine; Bertolucci bireylerin temel duygularından hareketle politik kimlikleri anlamaya çalışıyor.


Film “Faşist parti üyeleri hep sorunlu tipler” yüzeyselliğinin ötesine geçip, eleştirisini dönemin solcularına da yöneltiyor. Örneğin kendisini dış dünyaya kapatmış profesör eleştirdiği burjuva hayat tarzını yaşarken, etkileyici karısı Anna ise sağcılarla yatarak ailesinin ve arkadaşlarının güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Bu açıdan bakılınca karakterlerimiz lafını ettikleri ideallerden uzak, kişisel arzularının gölgesinde hayatlar yaşıyorlar.


Filmin bir diğer özelliği de izleyiciyle "film dilinde" sembolik olarak ilişki kurması.

Plato alegorisinin filmde ışık ve gölge oyunları aracılığıyla anlatımı, Faşist binaların insanı ezen büyüklüğü, balo sahnesinde neşeyle dans eden insanların Faşist parti üyesinin

çevresini sarması,

Marcello'nun çevresini saran neşeli "halk"

Marcello’nun karısının rasyonel sohbet ortamında sarhoş olması filmdeki sembolizme güzel birtakım örnek. Bunun yanı sıra görüntü yönetmeninin renklerle olan ilişkisi de dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta. Örneğin, tren kompartımanında Marcello ve karısının yakınlaştığı sahnede anlatımın kızıl bir güneşle desteklenmesi, Marcello’nun kızının sarı elmalar arasından kırmızı olanı seçmesi, son sahnedeki eşcinsel tutkunun ana karakterin üzerine vuran titrek ateş ışığıyla anlatılması; renklerin izleyici üzerindeki etkisi üzerine kafa yorulduğunu gösteriyor.


Sembolik anlatımın önemli bir sorunu neyin tesadüf neyin sembolik olduğunu anlamanın zor olması. Örneğin okuduğum bir değerlendirmede, Marcello ve solcu profesörün akşam yemeğini Çin restoranında yemesi üzerine uzun uzun politik çıkarımlar yapılmış. Böyle çıkarımların aslı var mıdır bilinmez (ki izleyici deneyimine sınır koymanın pek bir anlamı yok) fakat her sahnenin en küçük detayına kadar planlandığı su götürmez bir gerçek.

Bir parti binası

Filmin estetik özelliklerinin ne kadarı yönetmenin eseridir bilinmez fakat sanat yönetmeni Vittorio Storaro’nın önceki filmlerine baktığımızda, Il Conformista’nın estetik dokusunun yaratılmasında büyük bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Storaro çekimleriyle hayran bırakan bazı filmlerin yönetmeni: Apocalypse Now, Last Emperor, Little Buddha, The Sheltering Sky kaçırılmaması gereken bazı örnekler.


Marcello filmin başında kendisini diğer insanlardan farklı olarak gördüğünü fakat yine de normal bir insan gibi yaşamak istediğinden bahseder. Bu detay, Marcello’nun kendi kimlik sorunlarından kaçıp, kendisini partisine ve “normal” insanlara teslim etmesinin güzel bir göstergesidir. Kendisinin rasyonel ve özgüvenli görüntüsüne tezat oluşturan çocuksu burjuva kısı Giulia ile evlenmesinin altında da bu neden yatıyor gibi görünüyor. Marcello’nun kendi benliğinden kaçışı film boyunca diğer insanlarla kurduğu ilişkilerde de kendisini gösteriyor. Bu noktada profesör'ün karısı, Anna ile yaşadığı yasak aşkın üzerinde durmak gerekir.


Film boyunca Anna ve cinsellik teması yan yana gidiyor. Anna'yı ilk kez filmin başlarında faşist bürokratların cinsel ihtiyaçlarını karşılarken görüyoruz. Film boyunca özgüvenli ve deli dolu görüntüsüyle çevreye feminen bir erotizm yayan Anna Marcello'yu heyecanlandıran tek karakter.

Anna ve Marcello'nun karısı

Anna'nın karakter özelliklerinin güzel bir örneğini profesörün evindeki sahnede görüyoruz. Evdeki misafirler üzerine kurduğu otorite, diğer akademisyenlerin yanındaki rahat tavrı, ve yürüyüş tarzı Anna'nın sağlam duruşunun altını çiziyor. Fakat hikaye ilerledikçe bu hal ve hareketlerin, Marcello'da olduğu gibi, bir dış cephe boyaması olduğunu anlıyoruz. Marcello'ya bir anda sarılarak korktuğunu söylemesi ve bale dersinde öğrencilerine karşı takındığı eğitimci tavrının Marcello'u görünce bir anda endişe ve kararsızlığa evrilmesi iki güzel örnek. Bu iki karakterin arasındaki tutkuyu zıt politik duruşlarına rağmen temelinde benzer insanlar olmalarıyla açıklamak mümkün. İkisi de korkuyor, ikisi de kendi sosyal gruplarının kölesi, ikisi de konformist.


"Çoğu kişi bizimle işbirliğini para için yapar , çünkü faşizme inanç nadir görülür ,sen de bu ikisini de sezemiyorum, neden geldin?". Marcello'nun filmin başında cevapsız bıraktığı bu soru aslında filmin temelini oluşturuyor. Her sahnesiyle seyirciye estetik anlar yaşatan bu şaheserden sinemaya dair öğrenecek çok şey var!




54 views

​© 2023 by STREET LIFE. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean
  • Twitter Clean
  • Flickr Clean