Search
  • Yağız Alp Tekin

Aydınlanamayan Adam

Updated: Dec 7, 2020






Serhat, dile kolay bir senedir tek bir insan yüzü görmemişti. Bu süre içerisinde kendisini şelalenin tepesindeki mağaraya kapatmış, dünyevi işlerden soyutlanarak yeme içme ve bağırsaklarla alakalı ihtiyaçları dışında pek de hareket etmemişti. Birinci senenin sonunda bel ağrıları yüzünden köye geri dönmeye karar vermişti. İki yanını saran çam ağaçları arasında köyü ormana bağlayan patikada yürürken, vadide yankılanan kuzu melemeleri ve köpek havlamaları senelerdir kaybolup giden zaman-mekan algısını yerine getiriyordu. Biraz ilerde Çoban İbrahim yüzünde büyük bir gülümsemeyle Serhat'a selam verdi.


''Vayy, Serhat abicim, nasılsın ya?''

diye bağırdı Çoban İbrahim


Serhat, aylar sonra duyduğu ilk insan sesinin kendisini böylesine kaygılandıracağını tahmin edememişti.


''İyi vallahi İbrahimciğim, sen nasılsın?'' dedi gözlerini kaçırarak. Karşılaşmalarını uzun süredir görüşmeyen dostlar buluşmasından, her gün birbirini gören ahbaplar buluşması statüsüne indirmeye çabaladı. Selam verip geçmeye yeltendiyse de karşısında her mimiğini okuyan tatmin edilememiş meraklı bir çift göz kalmıştı.


''Yav olur mu abim, haberler sende. Bizde çok şükür, her şey aynı. Asıl sen neler yaptın, neler ettin? Dile kolay bir senedir yoksun ortalıklarda''


''Doğru Doğru'' diye lafı geveleyerek zaman kazandı.


Elini en yakınındaki ağacın gövdesine yaslayarak

''Gerçekten de bir senedir çok derin bir meditasyon halindeyim'' dedi.


''Meditasyon ne abi ?'' diye sordu İbrahim saf bir merakla.


''Meditasyon'' diye cevapladı Serhat ''anın içinde olmaktır''. Kelimelerini oldukça özenli seçtiğini belirtmek istercesine sık sık es vererek konuşuyordu. Çobanın pek de bir şey anlamadığını fark ederek konuşmasına devam etti:


''Bak hele İbo kardeş sana bir misal vereyim. Şu elime dikkatli bir şekilde bakasın''


Serhat sağ elini havaya kaldırdı, İbrahim'in dikkatle izlediğinden emin olduktan sonra


''Görüyor musun?'' diye sordu.


''Neyi abi?''


''Bakıyor musun?''


''Bakıyorum abi''


''İşte'' dedi Serhat.


'Bir şey kaçırdığından korkan çoban


''Ne oldu ki?'' diye sordu.


''Bakıyorsun ama görmüyorsun''


Çoban bir süre utancından sessiz kaldı. Sessizlik uzayınca merakına yenik düştü ve kendisini rezil etme pahasına:


''Neyi görmüyorum abi'' diye sordu.


''Baktığını görmüyorsun'' diye cevapladı Serhat kendinden emin bir tavırla.


''Elini görüyorum işte abi başka ne var ki''


Serhat, sözlerinin mecazi etkisine kapılmayan çobana bu noktadan sonra ne söyleyeceğini bilemiyordu. Adam elini görüyordu işte, bunun üzerine daha ne söylenebilirdi ki? Hevesi kırılan Serhat, gözlerini kısarak çobana sosyal ilişkilerinde sıkça yaşadığı yetersizlik hissini bir kez daha yaşattı.


''Bir laftan de anlamıyorsun be adam'' deyip bakışlarını çevirdi. Çoban, köy ahalisi tarafından terslenmeye alışık olduğu için pek aldırmadı, zaten hayvanlarla da bu yüzden daha iyi anlaşabildiğini düşündü.


Tam da bu sırada sürüyü kollayan köpekler yüksek perdeden havlamaya başladılar. Çoban İbrahim'in ilgisi sürüye kaydı.


''Ulan hıyarbaşları ne oluyor la''

diyerek köpeklere doğru hareketlendi.


Serhat bu fırsatı kaçırmadı. İlerde bir zaman buluşup daha etraflıca konuşacaklarının sözünü vererek köye inen patikadan aşağıya salınmaya başladı.



---------------------------------------------------------------



Patika köye girmeden önce son defa kıvrıldı, akarsunun şırıltısı geride kalan azgın köpek havlamalarını bastırdı. Biraz ilerde çalıların arkasında üç adam seçiliyordu. Serhat karşısındakileri fark ettiği anda kaskatı kesildi.


Ne diyecekti? Köy ahalisinin uzun süreli yokluğuna tepkisi nasıl olacaktı? Bir plan yapmalıydı. Meditasyon anılarından bahsedebilirdi ama ne anlatacaktı ki? Tüm gün sessizce oturmuştu işte, bunun neresini anlatabilirdi?


...


''Serhat mı la o?''

''Vallahi o, Serhat!

''Serhat!''

''Serhat gelsene birader''


Serhat'ın artık bir alternatifi yoktu. Nefesini tutup kaderini yaşayacaktı. Sesleri yeni fark etmiş gibi yaparak:


''Vay, Dandenioğulları! Ben de köye dönüyordum'' diyebildi. Sesi umduğundan da özgüvenli çıkmıştı.


''Gel iki gözüm, gel otur şuraya nasıl geçti, neler yaptın?''

''Çoban İbrahim aydınlandığını söyledi, çok derin konuşmuşsun.''

''Bak burada, whatsapp grubumuza yazmış İbo.''


Serhat köyün dedikodu ağının sağlamlığına şaşarak ellerini cebine soktu. Sonra kendini rahat hissetmeyerek eliyle sakalını sıvazlamaya koyuldu.


''Vallahi derin bir yolculuktu. Bir iç yolculuk diyebiliriz.''


Bu sırada Dandenioğulları'nın en genci telefonuna bir şeyler yazıyordu. Biraz sonra ardarda iki tane bildirim sesi duyuldu. Serhat devam etti.


''Kapitalizmin bizlere dayattığı para kazanma üzerine kurulu sistemimizde gitgide

boş zaman olgusundan uzaklaşıyoruz.'' dedi

Bu cümle Serhat'ın hoşuna gitmişti. Olanları teorik boyuta çekiyor entellektüel jargondan korkmuş dinleyicilerini ışık görmüş tavşanlara çeviriyordu.


Dandenioğullarının en genci telefonuna bir şeyler yazmaya devam etti. Biraz sonra ardarda iki tane bildirim sesi daha duyuldu. Serhat devam etti.


''Daha iyi hayatlar yaşayabilmek adına gün geçtikçe daha çok çalışmamız gerekiyor. Çalıştıkça bu lanet düzenin içine çekiliyor daha karmaşık ilişkilere giriyoruz. Bu hengame içerisinde boş zaman denilen şey uzaktan gelen hoş bir sedaya dönüşüyor. ''


Biraz durakladı, herhangi bir yorum gelmeyince karşı tarafı mental bir dürtüklemeyle işin içine kattı.


''Mesela sen Dardeno, en son ne zaman güneşi yüzünde hissettin''


Dardeno sessizdi.


''Ya sen Dardin? En son ne zaman yıldızların büyüsüne kapıldın?''


Hemen sonra Dardo'ya dönerek:


''Ama öyle seyretmekten bahsetmiyorum. Hiçbir şey yapmadan sessizlik içerisinde ne zaman gökyüzünü seyre daldığını soruyorum?'' dedi.


Sözlerine kısa bir ara verdi. Elini tenis topu tutuyormuşçasına büzerek göğüs hizasında yukarı kaldırdı. Gözünü yukarılarda bir yerde sabitleyerek

''Görmek ve bakmak, görmek ve bakmak!'' diye haykırdı. Hemen sonra Dardenoğullarına dönerek kalın bir ses tonuyla

''Bakın, bu çok önemli bir ayrım'' dedi.


Sessizlik uzadı gitti. Serhat'ın içindeki kaygı büyümeye başladı. Kelimelerin gidişatını takip etmiş, yüksek bir tonda kendinden emin bir şekilde bir şeyler gevelemişti. Artık bu hikayeden geri dönüş yoktu...


Dandenioğullarının en genci telefonuna bir şeyler yazdı. Biraz sonra ardarda iki tane bildirim sesi duyuldu.


Dardo sessizliği bozarak


''Abi peki aydınlanma işi ne?''

diye sordu

''Aydınlanmışsın diyor İbo'' diye destekledi Dardeno.


''Şu elime dikkatli bir şekilde bakın'' dedi. Dandeni kardeşlerin, çoban İbo'nun aksine mecazın etkisine girebileceklerini umuyordu.


Yavaşça bakışını üç kardeş üzerinde gezdirdi. Herkesin dikkatle izlediğinden emin olduktan sonra tam konuşmasını sürdürecekti ki olağanüstü bir şey oldu.


Güneş ışıkları çevreyi saran çalılıktan kurtulup Serhat'ın ileri uzattığı elini mükemmel bir şekilde aydınlatmaya başladı. Serhat'ın ağzı açıkta kalmış, eline pür dikkat kesilen kardeşlerinse gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Serhat güneş ışığıyla aydınlanan elini tüm ihtişamıyla sergiliyordu.


Dandenioğlulları birbirlerine baktılar. En gençleri bir fotoğraf çekti, iki bildirim sesi geldi.


Serhat mimiksiz bir şekilde kardeşlere bakıyordu. Dışarıya, içeride ne döndüğünü ele vermeyen bir vücut dilini korumaya gayret ediyordu. Onların tepkisini görmeden artık daha fazla risk almak istememişti.


Serhat'ın mimiksiz yüzüyse aksine üç kardeşi daha da heyecanlanıyor, tüm olan bitene böylesine soğuk kanlılıkla yaklaşan bir adam görmek Serhat'ın aydınlandığı inancını perçinliyordu. Önce bir bildirim sesi duyuldu, biraz sonra bir diğeri eşlik etti. Üç, dört derken tüm köyün telefonlarına kilitlendiği ve olan biteni anlamaya çalıştığı anlaşıldı.


Serhat köye geri dönmüştü ve aydınlandığına dair söylentiler vardı. Herkesin kafasındaki sorular chat grubuna yığınla akıyordu.


''İlk ne zaman aydınlandığını hissetmişti?''


''Tevfik'in hasta ninesi iyileştirilebilir miydi?''


''Aydınlanmanın yolu neydi?''


''Aydınlanınca tam olarak ne değişiyordu?''


''Meditasyon nasıl yapılıyordu?''


''Yağmur duası biliyor muydu?''


...


-----------------------------------------------------------



Yığınla gelen sorulara karşılık, bu sorulara cevap verecek tek bir adam vardı...


Serhat önce ufukta tüten bacalara baktı, sonra geriye dönüp dağlara baktı. Bu sefer dağlara sadece bakmamıştı, ormanın tepesindeki taşların üzerinde geleceğini görmüştü...





* Yalnızca 2dk'nızı alacak anonim yorum formunu doldurur musun?









39 views0 comments

​© 2023 by STREET LIFE. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean
  • Twitter Clean
  • Flickr Clean