Search
  • Yağız Alp Tekin

Şehrin bana sunduğu taze nektarini kime vermeli?

Updated: Mar 20



Şehrin hormonlarının ısınan havalarla harlandığı bir gün, payıma düşen enerji artışını almak için sokağa çıkıyorum. Elimde kocaman etli bir nektarin var. Manavdan aldığımı şehre vermeye niyetleniyorum. Nektarini en çok hakedene, çevreye en çok yararı dokunana vermek için şehrin turistik bir bölgesinden arayışıma başlıyorum.


Çevreyi merakla izleyen parıltılı turistler gözlerimi alıyor. Güzel kadınlar, düzgün giyinimli adamlar şehirde geçmişin izlerini sürüyorlar. İleride bir bankta oturan sakin bir çift dikkatimi çekiyor. Birbirlerine yaslanmış karşılarındaki camiiyi huşu içinde izlemeye koyulmuşlar. Bir nektarin versem ve Türk misafirperverliği mitine yeni bir hikaye eklesem diye düşünüyorum. Biraz yaklaşınca döviz kuru aklıma geliyor. Buralara kadar gelen turistlerin kendi nektarinlerini kendilerinin alıp döviz rezervlerini yükseltmelerinin kendim ve ülkem adına daha hayırlı olacağını düşünüyorum.


Tarihi yarımadayı o kadar da tarihi olmayan ana karaya bağlayan köprüye doğru harekete geçiyorum. Sıcak havaları fırsat bilip köprü boyunca sıralanmış balıkçılar şanslarını denizin bilinmezliğine bağlamışlar. Denizden sıra sıra balık çeken balıkçıların gülümsemeleriyle çevrelerine yaydıkları heyecan dalgasına şahit oluyorum. Şehir dışındaki bir kaynaktan, denizden, beslenerek şehrin kolektif enerjisini daha da arttıran bu adamlara şapka çıkarıyorum. Şehire yeni enerji yolları inşa eden balıkçıları nektarinimle rahatsız etmemeye karar veriyorum.


Köprüyü arşınlayıp da karşıya geçtiğimde ilgimi uzunca bir kule çekiyor. Kulenin tepesinden nektarine ihtiyacı olan insanları daha kolay tespit edebileceğimi düşünerek tepeyi tırmanmaya başlıyorum. Yüksek bir kuleyi, zaten yüksek olan bir tepenin üstüne inşaa etmenin yarattığı enerji kaybını sorgularken yanımdan bu enerji kaybını derinden hisseden bir kadın söylenerek yürüyor.


-Ay dayanamayacağım birisi beni yukarı çeksin!


-İyi günler! ben size yardım edebilirim.


-Selamlar canım ama sen beni nasıl çekeceksin ki? Ben senin önündeyim?


-İtebilirim?


- Sana ne olacak peki? Kendini düşünmüyor musun sen?


- Anlamadım. Çekersem ne olacaksa iterken de o olacak işte. Yardım etmek istemiştim.


- Olur mu öyle şey, ben kendimden daha aşağıda olan birisinden yardım isteyemem.


Kadının ne demeye çalıştığını pek de anlamıyorum. İtmekle çekmek arasında bir fark olmadığını kanıtlamak için hızlanıp kadının önüne geçmeye yelteniyorum. Aramızdaki fark bir kol boyu mesafeye inince kadın hızlanmaya başlıyor. Şaşkınlıkla kadını takip etmeye başlıyorum. Kol boyu uzaklığı ısrarla koruyan kadınla soluk soluğa koşu yarışına giriyoruz. Kuleye çıkan dar sokakta kalabalığı yararak ilerlerken yorulmaya başladığımı hissediyorum. Kadınsa hızını koruyor. Kulenin dibine vardığımızda, aramız iyice açılıyor ve uzaklardan belli belirsiz bir ses duyuyorum:


-Beni çekemezsin ki. Ben senin önündeyim!



Biraz soluklandıktan sonra, kulenin tepesine çıkmaya yeltensem de giriş kapısındaki uzun sırayı görünce hemen vazgeçiyorum. Queer bir enerji dalgası meydanda kendi işlerine gömülmüş insan kalabalığını bir anda dürtüyor.


-Aşkoo, hoşgeldin

-Naber canikolar

- Ooo çok şıksın

-AHAHA

-Güzel bir gün ha?

-Senden güzel olmasın

-Ahahahaha


Cinsiyet normlarına meydan okuyan on kişilik renkli bir grup çevredeki kimseye aldırmadan sokağın ortasında selamlaşıyorlar. Kendi özel hayatlarını meydandaki insanların ortak meselesi haline getiren bu gürültülü grup; dönercilerin, polislerin kaçamak bakışlarının arasında yüksek enerjili bir performans sergiliyorlar. Kıyafetleriyle, kullandıkları kelimelerle, ses tonlarıyla çevrelerinden ayrılan gençlerin özgüvenlerinin nereden geldiğine şaşıyor, takibe koyuluyorum. Selamlaşma seremonileri bitince yüksek sesli sohbetlerini ara sokağa taşıyorlar, ben de nektarinimi fazlasıyla hak eden bu kalabalığa iyice yaklaşıyorum. Artık filmin climax'ine ulaşmış olmanın heyecanıyla nektarinimi cebimden çıkarıp kendilerine verebileceğim doğru anı kollamaya başlıyorum.



Fakat yalnızca bir tane nektarinim olduğu için grup içerisindeki asıl enerji dinamosunu doğru teşhis etmem gerekiyor.


- Bu gece patlıyor muyuz?

-AHAHAHA

- Uçalım istiyorum bugün! Çok mu şey istiyorum

- Hakkındır aşkım

-Selman her şeyi ayarlamış bizi bekliyor

- Ooooo, Mükemmel!


Arkadaş grubunun çok karmaşık dinamikleri olduğunu farkettikçe benim nektarin işi iyice zora giriyor. Gruptaki herkes bir diğeriyle ayrı ayrı sohbet ediyor. İkili grupların sohbeti diğer ikili sohbetlerin içine karışıyor; üçlü gruplar eklemlenerek dört oluyor, beş oluyor. Derken birisi ortaya bir laf atıyor ve hepsi kahkahalarla gülüyor. Karşımda sosyal bir kaos hali hüküm sürüyor, grubun enerji kaynağına dair sorularım dallanıp budaklanıyor.


-Ay sen dediğim kremi kullanıyor musun?

-Evet canım, baksana yanaklarıma. Kalite oldu

- Ne kullanmanı söyledi bu orospu?

- Ananas püresi ve süt

- Orospu anandır, ananas püresi babandır

-Aileni krem yapar yüzüme sürerim paçoz

-HAHAHAHA



Bu yalnızca bir tana nektarinle çözülebilecek bir mevzu olmadığını fark ediyorum. Birbirlerinden güç alan bu sosyal grupta tek bir kişiyi seçmek anlamsız. Güçleri birlikteliklerinden gelen bir karınca kolonisi gibiler anlaşılan. Sonsuz beraberlikler dileyerek ana sokağa geri dönüyorum.


Hava kararmaya başlıyor. Yağmur bastırırken ben de ıslanmaktan kaçışan bir insan grubuna katılıyorum. Nektarinimi vermek için şu ana dek renkli, dikkat çeken insanları değerlendirdiğimi fakat bu şehrin emekçilerini atlıyor gibi hissetmeye başlıyorum.


Simitçilerin, çiçekçilerin, dönercilerin çevrelerine verdikleri günlük enerji belki de çok fazla değil ama zamana yayılan bir tutarlılıkları var. Nektarini hak eden belki de kısa bir heyecandansa yılların getirdiği istikrardır.


Yaşadığım mahalleye girdiğimde yağmurun altında çiçek tezgahını toplayan bir kadın dikkatimi çekiyor. Gülümseyerek yaklaşıp, iyi akşamlar diliyorum.


-İyi akşamlar teyzecim gün boyunca elimdeki şu leziz nektarini hak eden birisini aradım. Bazılarının ihtiyacı yoktu, bazılarının başka görevleri vardı nektarinle rahatsız etmek istemedim. Bazılarıysa insan grupları içerisinde kaybolmuşlardı. Fakat şunu anlıyorum ki bu şehirde çevresine en çok yararı olan sizlersiniz. Emekçilerimizsiniz!


Bir adım yaklaşarak nektarini uzatıyorum.


-Buyur teyzeciğim, sen bunu hak ettin!


Çiçekçi kadın utangaç bir gülümsemeyle tüm konuşma boyunca eliyle sakladığı ağzını gösteriyor. Nazikçe teklifimi geri çeviriyor.


Dişlerinin olmadığını anlıyorum.



5 views0 comments

​© 2023 by STREET LIFE. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean
  • Twitter Clean
  • Flickr Clean